Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Gracias por tu amistad, que con gusto conservo, por tus palabras y consejos siempre de aliento. Por hacerme ver mis debilidades y errores a tiempo. Gracias por dedicarme tiempo, tiempo para demostrar tu preocupación por mí, tiempo para escuchar mis problemas y ayudarme a buscarles solución, y sobretodo, tiempo para sonreír y mostrarme tu efecto. Gracias por todos lo momentos que hemos compartido, momentos llenos de sentimientos, pensamientos, sueños y anhelos, secretos, risas y lágrimas, y sobretodo amistad. Cada preciado segundo quedará atesorado eternamente en mi corazón. Gracias por ser lo que eres una persona maravillosa. Pero sobretodo, Gracias por creer en mí... Gracias a ti comencé a conocerme e incluso a apreciar lo que soy. Gracias amiga, porque aunque tengamos diferencias, siempre hay una reconciliación, gracias por perdonar mis errores. En fin mil gracias, a ti, que sin pedir a cambio nada me ayudaste a seguir, creyendo que amor y amistad no solamente son conceptos y palabras, si no entrega noble y desinteresada... ¿Cómo podré expresarte todo el cariño que te tengo? Es misión imposible describirlo, porque no hay nada que pueda describir este sentir.
Bir pazar sabahıydı, Ankara kar altında Zemheri ayazıydı, yaz güneşi koynunda Ucuz can pazarıydı, kalemim düştü kana Zalımlar pusudaydı, bedenim paramparça
Uğurlar olsun Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun Bir keskin kalem, bir kırık gözlük Yürekli yiğitlere hatıran olsun
Çevirdim anahtarı, apansız bir ölüme Şarapnel parçaları, saplandı ciğerime Ucuz can pazarıydı, kan doldu gözlerime İsimsiz korkuları katmadım yüreğime Bembeyaz doğruları yaşadım ölümüne
Ne çok kalmıştık karlar altında, kıpkırmızı! Yolumuzu aydınlatan kitaplarla bombalandık evlerimizde. Hayatlarımız bir kontak anahtarına bağlıydı, arabalarımızda! Kurşunlar patladı cadde boyu, kulaklarımızda! Bıçaklandık daha yaralarımıza tuz basmadan! Kaldırımlara uzandık, yırtık ayakkabılarla… Kurtarmıştık biz bu ülkeyi karanlıktan. Güneş hiç parlamadığı kadar çok parlıyordu üstümüze. Doğusunu batısını ayırt etmeden! Türk-Kürt, Laz-Çerkez, Ermeni-Boşnak, Alevi-Sunni demeden her yere, herkese aynı parlıyordu! Sapsarı saçlarıyla, gökyüzü gözleriyle ışık saçıyordu bir adam!
Bembeyaz doğrular… Evet, tek dertleri buydu. Hiçbir karaltıya yer olmayan, bembeyaz doğrular. Aydınlık saçan, çağdaşlaşma saçan, medeniyet saçan doğrular… Ama ne diyordu Özdemir Asaf, ''Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler…''
Biz sessiz kaldıkça, beyazlarımız hiç bembeyaz kalmayacak. Bembeyaz doğrularımızı onlar kapkara yanlışlarıyla kirletmeye devam edecekler… Daha ne kadar susacağız? Daha kaç şarapnel saplanmalı ciğerimize? Bırakalım artık bizi bize kırdıranlara karşı sessiz kalmayı, bırakalım…
''Ben yanmazsam/ Sen yanmazsan/ Biz yanmazsak/ Nasıl çıkar bu karanlıklar/ Aydınlığa…'' der Nazım Hikmet. Yeterince yanmadık mı? Demirkürekler, Kubilaylar, Mumcular, Aksoylar, Üçoklar, Kışlalılar, Hablemitler… Ömrünün baharında hemen hemen her gün yitirdiğimiz kınalı kuzu şehitler…
Neden uyanamıyoruz hâlâ, neden açamıyoruz gözlerimizi? Neden 'isimsiz(!) korkuları' kovmuyoruz yüreğimizden, neden? Yeter artık… Yeter!
15 yıl oldu sen gideli… Ben ve benim gibiler, seni ve senin gibileri unutmadı, asla da unutmayacağız. Bembeyaz doğrularınızın, yılmaz savunucusuyuz… sussak da, ölsek de!
nette tanışan iki genç arkadaş olurlar. zaman içinde sıkı bir dostluğa dönüşen beraberliklerini zedelememek için hiçbir zaman birbirlerini görmemeğe, fiziki özelliklerinden bahsetmemeye karar verirler.ısimlerin, şekillerin olmadığı sadece ruhların derinliklerinden gelen en samimi duyguların dile getirildiği zaman ve mekan unsurlarından soyutlanmış bir birliktelik içinde sürer dostlukları.ve bir gün bakarlar ki birbirlerini tamamlayan iki varlık olmuşlar. yazışmadıkları gün hatta saat olmamaya başlamışlar. adeta nefes alış gibi doğal bir bütünleşme, isim takamadıkları bir aşk gelişmiş içlerinde. tüm beşeri sıfatlardan sıyrılmış, bambaşka bir halmiş bu.aradan geçen zaman zarfında, artık kesinlikle birbirlerinden asla kopamayacaklarına inandıkları gün; tanışmaya ve evlenmeye karar vermişler.ve ikisinin de çok iyi bildikleri bir kentin çok iyi tanıdıkları bir sahilinde buluşmak üzere anlaşmışlar.hanımın elinde kırmızı güller ve dudaklarında sevgi dolu bir gülümseme olacakmış. erkek ise hiçbir alamet taşımayacakmış.nihayet beklenen gün gelmiş. genç erkek sözleştikleri yere yaklaştıkça kalbi duracak gibi oluyormuş. ışler biraz değişmeye başlamış kalbinde. ya çok çirkin bir kadınsa sevdiceği, ya kör, topal ya da………… ise. biraz hata yaptığını düşünür gibi olmuş ama çabuk savmış bu kendine ve aşkına yakışmayan düşünceleri zihninden.karşıda elinde bir gül tutan ve sağa ,sola bakınan hanımı görmüş. ıçi hop etmiş fakat dudaklarında beliren düş kırıklığını biraz olsun giderebilmek için bir, iki derin nefes almış ve son derece kararlı adımlarla hanımın yanına yaklaşmış.annesi yaşında hatta daha da yaşlı, saçları pamuk gibi bembeyaz, yüzü yaşadığı yılların derin izleri ile buruşmuş fakat dudaklarında güzel bir o kadar da şaşkın bir tebessümle kendine doğru yaklaşan genç erkeğe bakıyormuş. gözleri bin bir soru ile kıpırdıyor, yorgun gözkapakları arada bir feri kaçmış gözbebeklerini uzaklara yönlendiriyor ama yaşlı kadın gözlerini genç erkeğin bakışlarına kilitlemeye çalışıyormuş.zihninde çeşit, çeşit zıt fikirlerin koşuştuğu genç adam bir, iki yutkundu ve gücünün son raddesindeki bir hıçkırıkla,"merhaba aşkım. nasılsın." dedi.kadere teslim olmuştu. söz vermişti. biliyordu her şey olabilirdi. bir an gözlerini kapadı ve yazışmalarını hatırlamaya çalıştı. onca duygu dolu kelimeler, sevda yüklü vaatler, parlak gelecekler nasıl olmuştu da bu yaşı geçmiş hatunun kaleminden dökülebilmişti. bir türlü inanamıyordu fakat gerçek gün gibi ortadaydı.yaşlı kadının elinde tuttuğu kırmızı güller aldı ve tarif edilemeyen bir duyguyla onları öptü. sonra elini uzattı ve,"hadi kalkmana yardım edeyim aşkım. buradan uzaklaşalım. " dedi.olanları anlamsız gözlerle seyreden yaşlı kadın dudaklarını araladı ve,"ey oğul, ben yıllardır bu kelimeyi unutmuş anan belki ninen yaşta bir kadınım. neler oluyor anlayamadım ama o gülleri elimden niye aldın. onları bana şu ilerde oturan genç kız verdi. birini bekliyormuş, burada buluşacaklarmış. gelirse benim tarafımdan bu gülleri ona verir misin demişti. ben de o genci bekliyordum. yoksa o sen misin?"genç adam bir an soluksuz kaldı, boğazında düğümlenen hıçkırık ve karmakarışık duygularla yaşlı kadının işaret ettiği yöne baktı. bir çift sevgi ve minnettarlıkla parlayan yeşil göz kendisine gülümsüyordu. telaşla yaşlı kadının ellerini öptü ve gülleri ona tekrar vererek işaret edilen tarafa koşmaya başladı. genç kız da ayağa kalkmış onu bekliyordu."seni izledim. şayet gülleri almayıp geri dönseydin sessizce buradan uzaklaşacaktım. seni doğru tanımışım aşkım
İki arkadaş çölde yürüyorlardı. Yolculuk sırasında bir tartışma yaşandı ve arkadaşlardan biri ötekine tokat attı. Tokadı yiyen kişinin canı acıdı ama hiçbir şey söylemeden eğildi ve kuma şöyle yazdı: “Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı.” İki arkadaş bir vahaya gelene dek yürümeye devam ettiler ve vahaya gelince de suya girmeye karar verdiler. Tokadı yiyen kişi bataklığa saplandı ve kurtulmak için çırpınmaya başladı. Arkadaşı onu kolundan çekerek baplandığı yerden çıkardı ve yaşamını kurtardı. Tokadı yiyen kişi boğulmaktan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazdı: “Bugün en iyi arkadaşım yaşamımı kurtardı.” Tokadı atan ve arkadaşının yaşamını kurtaran kişi bu olay karşısında çok şaşırdı ve merakını yenemeyip arkadaşına sordu: “Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?” Tokadı yiyen kişi bu soruyu şöyle yanıtladı: “Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiçbir rüzgar silemesin.”•
Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür. Akıllı insanlara gülmek, delilerin ayrıcalığıdır. (Jean de La Bruyere) Suskunluğum aseletimdendir... Her lafa vercek bi cevabım var elbet... Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye... Birde söyleyene bakarım adammı diye... Balonların gururu, iğnelerle karşılaşıncaya kadardır. Bilginin efendisi olmak istersen, çalışmanın kölesi olmalısın. (Honore de Balzac)
TÜM CHAT MERAKLISI ARKADAŞLARI SİTEMİZE BEKLİYORUZ.BAYAN ARKADAŞLARIMIZ TEREDDÜTTE KALMASIN SİTEMİZDE BAYANLAR OLDUKÇA ÇOK VE MUHABBET SEVİYTELİ VE HOŞTUR.http://www.fasofiso.blogspot.com/ SEVGİLER SAYGILAR.BU ARADA SPACE ŞAHANE ELLERİNE SAĞLIK
UMARIM PAYLASIMI BEYENİRSİNİZ YOUTUBE DE OLAN BÜTÜN
KLİP KOMEDİ VİDEO VEYA SARKILARI ŞİİR İLAHİ ANINDA BU MULTiMEDYA DAN
BULABiLiRSiNiZ TEK YAPMANIZ GEREKEN Type a search here YAZAN
YAZIYI SİLİP BULMAK İSTEDİĞİNİZ SANATÇI YADA KOMEDİ VEYA VİDEONUN
İSMİNİ YAZIP search TIKLAMAK YANLIZCA TÜRKCE
KAREKTERLER ÖRN(ĞŞÇÜÖ) KULLANMAYINIZ ...